Alışverişten Cayma

Rükûnlar ve şartlar tahakkuk ettiğinde alışveriş derhal gerçekleşir; yani satılan malın mülkiyeti müşteriye, paranın mülkiyeti de satıcıya ge­çer. Bundan sonra ne satıcı, ne de alıcı alışverişten dönemez. Ancak sâri mükelleflerin maslahatını gözeterek alışverişten sonra, alışverişi kesinleş­tirmek veya feshetmek hakkı tanımıştır. Bu da insanlara merhamet ve akid hususundaki rızanın tamamlanması içindir. Sâri, şu üç durumda alışverişi feshetme hakkı tanımıştır.

1. Hıyar´ul-Meclis (Mecliste Cayma)

Hıyar´ul-Mecl tâ den maksat, rükün ve şartları tahakkuk eden alışve­rişten, alıcı veya satıcının aynı mecliste oturdukça, dönme haklarının bu­lunmasıdır. Meclisten ayrıldıklarında akid kesinleşir ve pişmanlık fayda vermez. Meclisten ayrılmak, örfen ayrılmak denecek kadar olmalıdır. Meselâ alıcı ve satıcı büyük bir evde iseler, biri odadan salona veya sa­londan odaya giderse meclisten ayrılmış sayılır. Alıcı ve satıcı küçük bir evde iseler, birinin evden çıkması meclisten ayrılmaktır; bu durumda akid kesinleşir pişmanlık fayda vermez.

Alıcı ve satıcı çarşıda, sahrada veya bir sofra başında iseler, birinin diğerine sırtını çevirip birkaç adım yürümesi, meclisten ayrılma anlamına gelir. Ancak ikisi beraber çıkar, beraber yürürlerse, beraber oldukları müddetçe mecliste sayılırlar. Onlardan biri veya her ikisi akdin kesinleş­mesine karar verirlerse, hıyar´ul-meclis şartı ortadan kalkar. Alıcı ve satıcı ´Biz bu akdi geçerli saydık´ veya ´Bu akdin lüzumlu olduğuna karar verdik´ derlerse, hıyar´ul-meclis şartı düşer. Alıcı veya satıcıdan birinin di­ğerine ´Akdi kesini eştirelim´ demesi, onun hıyar´ul-meclis şartından vaz­geçtiğine delâlet eder. Diğeri de onun bu isteğini kabul ederse hıyar´ul-meclis şartı ortadan kalkar. Çünkü ikisi de şâri´nin kendilerine verdiği hakkı düşürmüş olurlar. Alıcı veya satıcıdan biri hıyar´ul-meclis şartından vazgeçer, diğeri geçmezse, vazgeçen kişinin hakkı ortadan kalkar, diğeri­nin hakkı devam eder. Bu meselelerde asıl, şu hadîstir:

Satıcı ile alıcı birbirinden ayrılmadıkça muhayyerlik hakkına sahiptir­ler. Ayrıldıkları anda alışveriş kesinleşir.[1]

Bu hadîs, satıcı ile alıcının birbirinden ayrılmasından maksadın, be­denlerinin ayrılması olduğuna delâlet eder. Nitekim bunu daha önce be­lirtmiştik.

Rivayet edildiğine göre İbn Ömer, satın aldığı mal hoşuna gittiğinde hemen satıcıdan ayrılıyordu.[2]

İbn Ömer şöyle rivayet ediyor: "Ben Emir´ul-mü´minîn Osman b. Affan ile onun Hayber´de olan bir malına (arazisine) karşılık, vadideki arazimi vererek akid yaptım. Alışveriş tamamlandıktan sonra dönüp Osman b. Affan´m evinden çıktım. Zira onun ´alışverişi feshedelim´ de­mesinden korktum. Alışveriş yapan kişilerin, muhayyerlik şartı koşarlarsa birbirlerinden ayrılmaları sünnettir".[3]

2. Hıyar´uş-Şart (Akid´den Dörfme Şartı)

Hıyar´uş-şart´tan maksat, akid yapanlardan birinin veya her ikisinin meclisten ayrılmadan önce akidden dönme şartı koşmasıdır. Meselâ kişi­nin ´İki veya üç gün içinde akidden cayma şartıyla´ alışveriş yapmasıdır. Ancak hıyar´uş-şart´ın sahih olması için şu şartların bulunması olmalıdır.

a. Akidden dönme, belli bir müddet içinde olmalıdır.

Akidden dönmek üzere mutlak şart koşmak veya zamanın meçhul olması sahih olmaz. Meselâ ´belirsiz bir güne kadar veya falan adamın gelişine kadar´ gibi şartlar sahih olmaz.

b. Hıyar-uş-şart´ın müddeti, üç günden fazla olmamalıdır.

Ancak satın alınan mal üç gün içinde bozulmayacak mallardan olmalıdır. Çünkü düşünmek için üç günden fazla müddete gerek yoktur. Eğer alıcı üç günden fazla müddet isterse -bu müddet bir an bile olsa-ahşveriş bâtıl olur. Satılan mal üç gün içinde bozulacak mallardan ise, alışverişten iki veya üç gün içinde dönme şartı koşmak sahih olmaz.

c. Alışverişten dönmek için koşulan üç günlük şart, akde bitişik ol­malıdır.

Yani akidden itibaren peşpeşe üç gün olmalıdır. Eğer hıyaruş-şart meclisten ayrıldıktan veya peşpeşe gelmeyen muayyen günlerden olmak üzere olursa, alışveriş sahih olmaz. Çünkü şeriatta böyle şartlar varid ol­mamıştır.

Hibban b. Munkiz, Hz. Peygamber´e alışverişte sürekli aldatıldığını söyleyince, Hz. Peygamber ona "Alışveriş yaptığın zaman ´aldatma yok´ de" demiştir.[4]

Âlimler, ´Bu hadîs Hibban için hıyar´uş-şart1 in bulunduğu hususunda açıktır. Fakat bunun sadece Hibban´a mahsus olduğuna dair bir delil yoktur, hadîsin hükmü geneldir´ demişlerdir.

Nass´ın hususi olması, hükmün umumi olmasına mani değildir. Bu nedenle hadîs umumidir; her alışverişi kapsar. Ancak hıyar´uş-şart´in sahih olmadığı hususunda delil bulunan selem akdi, ribalı alışverişler v.b. bundan müstesnadır. Bunları ileride beyan edeceğiz.

Yabancı Bir Kişinin Alışverişten Cayma Şartı Koşması

Yabancının da alışverişten dönme şartı koşması caizdir; zira hıyar´uş-şart ihtiyaç ve maslahat için, zarar ve aldatmayı ortadan kaldırmak için meşru kılınmıştır. Bu şart genellikle hile ve zarara mani olur. Alışverişte zarar kişinin deneyimsiz olmasından kaynaklanır. Bu yüzden kişiye hıyar´uş-şart hakkı verilmesi maslahat gereğidir. Öyleyse akdi yapan kişi sabit olduktan sonra, belli olmak şartıyla yabancı için de hıyar´uş-şart hakkı vardır.

Hıyar´uş-Şart´ın Ortadan Kalkması

Hıyar´uş-şart (alışverişten dönme şartı) koşan kişi ´Bu alışverişi fes -hettim´ veya ´Sattığım malı geri aldım´ veya ´Paramı geri istiyorum´ gibi sözler sarfederse, akid fesholur. Hıyar´uş-Şart şu durumlarda ortadan kalkar:

a. Şart koşulan müddet sona erdiğinde hıyar´uş-şart ortadan kalkar.

Şart koşulan süre bittiği halde şart koşan kişi akdi feshetmemişse, akid kesinleşir; artık taraflardan hiçbiri akdi bozamaz.

b. Alışverişten cayma müddetinde akdi kesinleştirmek, hıyar´uş-şart´ı ortadan kaldırır.

Meselâ hıyar´uş-şart hakkına sahip olan kişinin o müddet zarfında ´Ben akdi caiz kıldım´ veya ´Akdi geçerli saydım´ veya ´satışı seçtim´ de­mesi, hıyar´uş-şart´ı ortadan kaldırır.

c. Hıyar´uş-şart hakkına sahip olan kişi aldığı malda öyle bir tasarruf yapar ki -bu tasarruf ancak mal sahibinin yapabileceği bir tasarruftur- o tasarruf akdi kesinleştirir, hıyar´uş-şart´ı ortadan kaldırır. Tasarrufu yapan satıcı ise, onun tasarrufu akdi feshetmek anlamına gelir.

Satılan Malın Hıyar´uş-Şart Müddeti İçindeki Hükmü

Satıcı ve alıcının her ikisi de hıyar´uş-şart (alışverişten dönme) hak­kına sahipse, satılan malın mülkiyet hakkı, akdin feshedilme veya kesin­leşme durumu ortaya çıkıncaya kadar bekletilir; akid fesholursa malın mülkiyeti satıcıya, akid kesinleşirse malın mülkiyeti alıcıya ait olur. Bu durumda yani akid kesinleştiğinde, akid tarihinden itibaren mal alıcının, malın bedeli oian para da satıcının olur. Akid kesinleştikten ve akid tarihinden itibaren aiıcının mülkü olduğu ortaya çıktıktan sonra o malın menfaatlari; meselâ ağacın meyveleri, koyun ve sığırın sütü, evin, arabanm ücreti, akid tarihinden itibaren alıcıya aittir. Yine aynı şekilde o malların masrafları da alıcıya aittir. Meselâ akid tarihinden itibaren alıcının mülkü olduğu anlaşılan öküzün yemi, arabanın tamiri gibi masraflar alıcıya aittir. Alıcı ve satıcıdan biri hıyar´uş-şart hakkına sahip ise mal onun olur; çünkü ancak o mülkünde tasarruf edebilir, malın menfaatleri ve masrafları da ona aittir.

Satılan Mahn Alışverişten Dönme Müddeti İçerisinde Helak Olması

Satılan mal, alışverişten dönme müddeti içerisinde helak olursa, yani satılan mal satıcının elinde iken helak olursa, alışveriş fesholur, hıyar´uş-şart ortadan kalkar. Çünkü satıcının artık o malı teslim etmesi imkân da -hilinde değildir. Helak olan o malın zararı da satıcıya aittir. Satılan mal müşterinin yanında ise alışveriş fesholmaz, hıyar´uş-şart hakkı da ortadan kalkmaz. Satıcı akdi kesinleştirirse alıcının malın parasını Ödemesi ge­rekir. Çünkü satılan mal, müşteriye teslim edilmekle onun mülkü olmuş­tur. Satıcı alışverişi feshederse, alıcının elinde helak olan malın mislini veya telef olduğu günkü kıymetini vermesi gerekir. Satılan mal, sahibinin elindeyken helak olmuş, alıcı da ücretini ödemişse, parasını geri alır. Çünkü satılan mal müşterinin mülkü olmamıştır.

3. Hıyar´ul-Ayb (Malın Ayıbından Dolayı Cayma)

İslâm´da esas olan şey, alışverişte aldatmamaktır. Zira malını aldatmak suretiyle satmak, halkın malını bâtıl yoldan yemektir. Hz. Peygamber bu hususta şöyle buyurmuştur:

Her kim hile yaparsa (aldatırsa) o bizden değildir.

Satıcı, sattığı malda bir ayıp (kusur) olduğunu bildiği halde bunu saklarsa hile yapmış sayılır.

Ebu Hüreyre´den şöyle rivayet edilmiştir: "Rasûlullah (s.a) bir yiyecek yığınının içine elini daldırdığında parmaklarına ıslaklık isabet etti. Bunun üzerine ´Ey yiyecek sahibi! Bu nedir?´ dedi. Ma! sahibi ´Ey Allah´ın Rasûlü! Ona yağmur isabet etti´ dedi. Rasûlullah ´İnsanların görebilmesi için o ıslak kısmı neden yiyeceğin üstüne koymadın? Aldatan kimse biz­den değildir´ buyurdu".[5]

Bu hadîs, sattığı malın ayıbını (kusurunu) bildirmemenin, aldatmak olduğuna delâlet eder; Öyleyse satıcının, malının ayıpını söylemesi vacib-dir. Şu hadîs de bunu takviye eder:

Müslüman müslümanm kardeşidir. Hiçbir rnüslümanın, kardeşine malının ayıpını açıklamadan satması helâl, değildir.[6]

Daha Önceki hadîs, müslüman olmayan kişilere de malın ayıbının söylenmesi gerektiği hususunda delil olarak getirilmiştir. Ayrıca İslânvah-lâkının gereği olarak müslümanm, hem müslürnanlara hem de gayr-ı müslimlere karşı ahlâklı davranması gerekir. Müslüman satıcıya, sattığı malın ayıbını söylemesi vacib olduğu gibi, diğer müslümanlann da satıcı söylemediği taktirde- malın ayıbını söylemeleri vacibdir. Zira Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sattığı bir malın ayıbını söylemeden satmak hiç kimseye helâl değil­dir. Bu ayıbı bilen kimseye de o ayıbı açıklamamak helâl değildir..[7]

Alışveriş kesinleşip alıcı malı teslim aldıktan sonra malın ayıbına vakıf olursa, satış sahih olur, ancak müşterinin cayma hakkı vardır. Bu durumda -ne akid anında ne de malı aldığında ayıbı bilmiyorsa- alıcı

isterse malı verip parasını alır, alışverişi de fesheder, isterse ayıbına rağmen aldığı mala razı olur.

Hz. Aişe´den rivayet edilen şu hadîs bunun delilidir: "Bir kişi bir köle satın aldı. Sonra kölede bir ayıp görerek köleyi sahibine iade etti. Bunun üzerine köleyi satan kişi ´Sen kölemi çalıştırdın, onun ücreti nerede?´ dedi. Durum Hz. Peygamber´e arzedildiğinde ´Köle kimin zimmetinde ise ücret de ona aittir´ buyurdu"[8]

Ayrıca müsarrad (sütlü sanılması için hayvanı sağmadan satmak) ile ilgili hadîs de buna delil olur. İleride bu konu izah edilirken bu hadîs zikredilecektir.

Buna akîen de delil getirilebilir, şöyle ki: Satılan malda, asıl olan onun sağlam olmasıdır; yani alıcı malın sağlam olduğunu düşünerek o parayı verir. Bu durumda malda bir ayıp olursa, alıcının malı verip parasını alma hakkına sahip olması gerekir.

Hıyar´ul-Ayb´in Sabit Olması İçin Bulunması Gereken Şartlar

1. Ayıbın, satın almadan önce bulunduğu sabit olmalıdır.

Çünkü müşteri malı teslim almadan önce satılan mal satıcının tazmi-natındadır. ıMüşteri malı aldıktan sonra malda bir ayıp oluşursa, müşteri muhayyerlik hakkına sahip değildir. Ancak maldaki ayıb, müşterinin malı teslim almasından önceki bir sebebe dayanıyorsa durum değişir. Meselâ kişi aldığı malın üzerinde kir ve pas görür ve bunun mal alınmadan önce olduğu anlaşılırsa, bu durumda´müşteri malı geri verme hakkına sahiptir, çünkü bu ayıb satıcının yanında meydana gelen bir sebepten kaynaklanmıştır. Maldaki o ayıb, satıcının yanında meydana gelmiş gibi kabul edilir.

2. Satılan maldaki ayıb malın kıymetini azaltan cinsten olmalıdır.

Çünkü alışverişte esas olan malın kıymetidir, bunu belirleyen de tüc­carlardır. Maldaki ayıb malın bizzat kendisinde eksiklik meydana getirir de değerini düşürmezse, geri verme hakkı olmaz. Ancak bu eksiklik, müşterinin amacını ortadan kaldırıyorsa mesele değişir. Meselâ kurban kesmek için bir koyun alan kişi, koyunun kulağının kesik olduğunu far-kederse -kulağı kesik olan koyun kurban edilemeyeceği için- koyunu geri verme hakkına sahiptir. Ancak o koyunu eti için almışsa, bu eksiklik alışverişi feshetme yetkisi vermez.

3. Satılan mal, ayıbın bulunmaması gereken mallardan olmalıdır.

Meselâ yeni bir araba satın alan kişi, arabanın tekerlerinde bir bozukluk görürse, arabayı geri verme hakkına sahiptir. Ancak kullanılmış bir araba alan kişi, o arabada bir ayıb görürse arabayı geri vermek hakkına sahip değildir, çünkü kullanılmış arabada esas olan ayıbın bulunmaması değildir.

Hıyar´ul-Ayb Nedeniyle Malın Verilme Zamanı

Alınan malda bir ayıb görüldüğünde, alan kişinin malı hemen iade etmesi gerekir. Hemen iade etmek, örfe göre tayin ve tesbit edilir. Meselâ kişi aldığı malda namaz kılarken veya yemek yerken bir ayıb görürse, malın iadesini namaz bitinceye veya yemek yeyinceye kadar tehir edebi­lir. Malın ayıbını gece görürse iade etmeyi sabaha erteyebilir. Ancak malın iadesi örfün belirlediği zamanda yapılmazsa, muhayyerlik hakkı ortadan kalkar. Aldığı malın ayıbını görüp sahibine haber vermeden malı kullanırsa, malı iade etme hakkını kaybeder. Ayıbını gördüğü malı, iade edilmesi gereken zamanda iade etmezse veya iade etmeden önce kullanırsa, satın aldığı malın ayıbına razı olmuş kabul edilir.

Satılan Ayıplı (Kusurlu) Maldaki Artış

Alıcı, malı teslim aldıktan sonra onun eski bir ayıbını farkederse ve malda da bir artış olmuşsa, bu artış ayıplı malın iade edilmesine mani ol­maz. Meselâ alınan hayvanın eti artmışsa veya alman elbise dikilmişse, alıcı isterse malı iade eder, isterse de ayıbına razı olarak iade etmez. Malı iade ettiği takdirde bu artışlardan ötürü bir hak iddia edemez, çünkü bu fazlalıklar malın aslına tâbidir. Eğer maldaki artış veya fazlalık maldan ayrı ise, alıcı fazlalığı alarak malın aslını iade etme hakkına sahiptir, çünkü bu müşterinin yanında artmıştır ve malın aslına tâbi değildir. Ayrıca malın tazminatı sayılır. Hz. Peygamber´in ´Tazminata karşılık, artış verilir´ buyurduğunu nakletmiştik.

Alınan Maldaki Eski Ayıbın Üzerine Yeni Bir Ayıbın Eklenmesi

Aldığı malda eski bir ayıb gören ve kendi dindeyken de yeni bir ayıb eklenen mal, satıcı kabul ettiği takdirde ona verilebilir. Alıcı eski ayıba razı olursa malı vermez. Malı satan kişi yeni ayıptan ötürü malı geri almaya razı olmazsa, alan kişi de eski ayıbına rağmen malı kabul etme­yip iade etmek isterse, ya müşteri yeni ayıbın bedelini vererek malı sahi­bine teslim eder veya satıcı eski ayıbın bedelini alıcıya öder. Bu hususta satıcı ve alıcı anlaşamaz da satıcı ´Malı geri alırım, fakat onda meydana gelen kusurdan ötürü para isterim´ derse, alıcı da ´Malı veririm, fakat eski kusurdan ötürü sen bana para vereceksin´ derse veya alıcı ´Yeni kusur­dan dolayı sana para vereyim´ dese, satıcı da ´Mal senin yanıda kalsın, eski kusurdan dolayı ben sana para vereyim´ dese, birinci durumda alıcının, ikinci durumda ise satıcının talebi daha haklı kabul edilir.

Ancak malda meydana gelen yeni ayıb nedeniyle geri verememek­ten, şu tür ayıb istisna edilmiştir: ´Eski ayıb, ancak yeni ayıpla anlaşılı-yorsa, yeni meydana gelen ayıba rağmen mal satıcıya iade edilebilir. Meselâ kişi kavun, nar ve ceviz gibi kabuklu yiyecek maddesi alırken içi­nin sağlam çıkmasını şart koşarsa, aldığı malı kırdığında veya kestiğinde malda bir ayıb görürse, yeni meydana gelen ayıba rağmen malı sahibine iade eder. Ancak malda ayıb olduğunun anlaşılması için malın ne kadar kırılması veya kesilmesi gerekiyorsa o kadar kırmak veya kesmek gerekir. Çünkü satıcı malın ayıbının anlaşılması için gerektiği kadar kırılmasına veya kesilmesine müsaade etmiştir. Malın bozuk olup olmadığını ahla­mak için küçük bir delik açılırsa, mala zarar verilmemiş olur. Fakat malın tamamı kırılır veya kesilirse, o mal eski ayıbı nedeniyle iade edilmez.

Ayıptan Beri Olma Şartı

Satıcı, akid esnasında ´Ben satılan malı, hiçbir ayıptan ötürü geri al­mam´ diye şart koşarsa akid sahih olur, zira bu şart akiddeki mânâyı tekid ederek akdin Teshini ve malın iadesini ortadan kaldırır. Ayrıca satılan malda asıl olan da ayıptan beri olmasıdır. Bu durumda bu şart, ayıb nedeniyle alıcının malı iade etme hakkını ortadan kaldırır mı? Eğer satılan mal hayvan değilse bu şart itibara alınmaz; alıcının malı ayıb nedeniyle iade hakkı ortadan kalkmaz, zira bu mallar ayıptan beri olmaz. Eğer satılan mal bir hayvan ise, satıcının onda gizli olan bir ayıbı bilmesi mümkün değlidir. Bu durumda-satıcının beraat şartını koşarak bu mesuliyetten kendini koruma hakkı vardır.

İbn Ömer bir kölesini beraat şartıyla 800 dirheme sattı. Alan kişi ona ´Kölende bir hastalık olduğunu bana söylemedin´ dedi. Mesele Halife Hz. Osman´a intikal etti. Hz. Osman, ibn. Ömer´den kölede satarken hastalık olmadığına dair yemin etmesini istedi. İbn Ömer yemin etmedi; köle İbn Ömer´e iade edildi. Bu defa İbn Ömer köleyi 1500 dirheme sattı. (Müşterinin Zeyd b. Sabit olduğu rivayet edilmiştir). Bunun üzerine İbn Ömer ´Ben Allah için yemin etmedim, Allah da 800 dirhem yerine bana 1500 dirhem ihsan etti´ dedi.

Hz. Osman´ın bu hükmü, hayvan satarken beraat şartı koşmanın sahih olduğuna delâlet eder. Bu hüküm sahabe arasında meşhur olmuş ve hiçbir sahabî bu hükmün yanlış olduğunu söylememiştir, Bu bakımdan bu hüküm sahabenin icmasıyla sabit olmuştur. .

Eğer ayıb zahir ise ve ona muttali olmak söz konusuysa veya satıcı o ayıbı biliyorsa beraat şartı koşması sahih olmaz. Çünkü satıcının, malın ayıbını söylemesi vacibdir, aksi takdirde aldatmış sayılır. Eğer satıcı mey­dana gelecek herşeyden beraatı şart koşarsa bu sahih olmaz, çünkü sabit olmayan birşeyi şart koşmaktadır ki bu muhaldir.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Buharî/2003, Müslim/1531, (İbn Ömer´den)

[2] İmam Mâlik, Muvaüa, (İbn Ömer´den); Buharî/2001

[3] Buharî/2010

[4] Buharî/2011, Beyhakî, V/273. (Başka bir rivayette ise Hz. Peygamber "Bana üç gün içinde cayma şartı vardır de!" buyurmuştur.)

[5] Buharî/102, Müslim/101

[6] İbn Mâce/2246, (Ukbe b. Âmir´den)

[7] İmam Ahmed, Müsned, III/491, (Vasile b. Eska´dan)

[8] İmam Ahmed, Müsned, VI/80

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <img> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Son yorumlar