İtikaf

İtikaf I TİKAF  

 İ'tikâfın Tarifi  

İ'tikâf, içerisinde bilfiil cemaatla beş vakit namaz kıhnan bir amide bu niyetle kalmaktır.[1] içerisinde beş vakit namazın kılın-nadığı bir camide i'tikâfa girmek caiz değildir. Tercih edilen görüş le budur.

Kadınlar i'tikâfa, evlerinin mescidinde, yani evlerinin namaz çin ayırdıkları odasında girerler.

 

İ'tikâf Çeşitleri  

İ'tikâf üç çeşittir:

 (1) Vacip olan adanmış i'tikâf,

 (2) ramazan iyinin son on gününde girilen kifâye ve müekked sünnet olan 'tikâf ile

 (3) bunların haricinde uygulanan müstehap i'tikâftır.

Oruç, sadece nezredümiş i'tikâf için şarttır.

Nafile i'tikâfa (belli bir zamanla sınırlı olmayıp i'tikâf niyetiy­le caminin içinde) dolaşarak (bile olsa) çok az müddet için girilebi­lir. Fetva da buna göre verilmiştir.

 

î'tikâfta Olan Kimsenin Camiden Çıkması Ne Zaman Caizdir Ne Zaman Değildir?  

Camiden, ancak

 (1) cuma namazı gibi şer'î,

 (2) idrar yapmak gibi tabiî, yabut

 (3) caminin yıkılması gibi zarurî bir ihtiyaçtan do­layı çıkılabilir.

 (4) (Öte yandan) bir zâlimin zorla çıkarması,

 (5) (cami) cemaatinin dağılması,

 (6) zorbaların can veya mala vereceği zarardan korkulması halinde de camiden çakılabilir,

 (7) fakat aynı | saat içerisinde bir başka camiye girü(mek suretiyle i'tikâfa devam edü)ir.

 (8) Geçerli bir özre dayanmaksızın (camiden) bir saat için çı­kıldığında, vacip olan i'tikâf bozulur, vacibin dışındaki i'tikâflar ise sona ermiş olur.

İ'tikâfa giren kimse camide yer, içer ve uyur, gerek kendisinin ve gerekse ailesinin ihtiyaçları için (camide) alış veriş yapabilir.[2]                                         

                           .       .

İ'tikâfa Girenlere Yapılması Mekruh Olan Şeyler  

 (1) Satılacak şeyin camiye getirilmesi,

 (2) orada ticarî faali-i yette bulunulması mekruhtur.

 (3) (Bir de i'tikâfta bulunan kimse­nin) kurbet niyetiyle (konuşmayıp) susması mekruh olduğu gibi,[3]

 (4) hayırlı ve faydalı olmadıkça konuşması da mekruhtur.

 

î'tikâfçıya Haram Olan ve İ'tikâfı Bozan Şeyler  

(1) (İ'tikâfçmın) cinsel ilişkide bulunması ve buna yol açacak davranışlara teşebbüs etmesi haramdır.[4]

(2) İ'tikâf, cinsel ilişkiyle ve buna yol açıcı sebeplere teşebbüs yüzünden meninin gelmesiyle bozulur.[5]

(3) Gündüzleri i'tikâfa girmeyi nezreden kimsenin geceleri de i'tikâflı olması gerektiği gibi,

 (4) geceleri i'tikâfa girmeyi nezreden-lerin, ara vermeksizin gündüzleri de i'tikâflı bulunmaları icab eder, isterse günler arasında ara vermemek şart koşulmamış ol­sun. Rivayetin zahirine göre de bu böyledir.

 (5) iki gün i'tikâf için nezredenlerin aynı zamanda iki geceyi de i'tikâflı geçirmeleri gere­kir.

(6) Geceleri hariç tutarak, gündüzlere mahsus olmak üzere i'tikâfa niyet etmek caizdir.

(7) Sadece ay (içindeki) gündüzleri ve­ya sadece geceleri kasdederek bir ay i'tikâfta kalmaya nezredilme-si halinde, (meselâ geceleri hariç bir ay i'tikâfta kalmayı nezredi-yorum gibi) bir istisna açıklaması yapmadan (yalnızca düşünce planındaki) bu niyete göre hareket etmek olmaz.

 

İ'tikâfı n Meşruluğu Hikmet ve Fazileti  

İ'tikâf, Kitap ve Sünnet ile (sabit ve) meşrudur.[6]

İ'tikâf, ihlâs (ve samimiyet) ile yapıldığında amellerin en şe-(ve en üstün) olanlarmdandır.

İ'tikâfin güzel yanlarından biri de kalbi dünya meşgalelerin-uzak tutup kendisini Allah'a teslim etmek, O'nun evinde ken-ni ibadete vermek ve O'nun koruması altına girmektir.

Atâ (Rahmetullahi aleyh) şöyle demiştir : "İ'tikâfa giren kim-bir ihtiyacının karşılanması için büyük bir kapıya sürekli gelen ise gibidir. İ'tikâfçı (sanki) şöyle söyler: "(Ya Rabbi), beni affet-dikçe kapından aynhnayacağım."

Allah'a hamdolsun ki, işbu Nûru'1-îzâh kitabının şerhi,

O'nun muvaffak kılmaaıyla tamamlanmış bulunuyorJ

Bu amelimizi rızasına uygun kılmasını, tıpkı aslı gibi işbu şerhininde faydalı ve yararlı olmasını Cenab-ı Hak sübhânehn ve teâlâ'dan diliyorum. O bize yeter ve O ne güzel Vekildir.

 

Hibetül-Fettâh Bi Tekmilet-i Nûri'1-îzâh  

Te'lîf:  

 Muharamed Muhyiddin Abdülhamîd  

 

[1] i'tikâfın fıkıh uleması nezdindeki tarifi budur. Lügat manasına gelince, birşeye kapanmak ve ona devam etmek demektir. Meselâ "Filan kimse oku­mak üzere Kur'an'm üstüne kapandı" ifadesindeki devam etti manasına ge­len "kapandı" kelimesi de bu anlamdadır.

Camilerde i'tikâfa girmek İslâm öncesi eski şeriatlarda da-mevcut idi. Bu geleneği İslâmiyet de kabul etmiştir, t'tikâfin eski şeriatlarda mevcut olduğuna, Allah Teâlâ'nın:

"İbrahim ve İsmail'e; tavaf edenler, ibâdete kapananlar (i'tikâfçüar), rükû ve secde edenler için Evim'i temiz tutun, diye emretmiştik" (Bakara, 125) mealindeki âyet-i celilesi delil teşkil etmekte olup âyette İbrahim ve İsmail (Aleyhimesselâm}emir verilmektedir.

İ'tikân İslâm'ın da kabul ettiğine şu husus bir delildir ki, Peygamberi­miz Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam) ömrünün sonuna kadar ramazan aylarının son on gününde i'tikâfa girmiş olup hatta irtihâlinden sonra mü'minlerin anaları ve onun muhterem ve temiz zevceleri de i'tikâfa girmişlerdir.

 

[2] Yani bu gibi şeylerin caminin dışında yapılması i'tikâf sebebiyle caiz değildir. Öyle ki bunları yapmak üzere i'tikâf mahallinin dışına çıkılması halinde i'tikâf bozulur. Kullandığı suyla kirletmediği takdirde i'tikâfçı, ba­şını camide yıkayabilir, kirletmesi söz konusu ise başım yıkamasına engel olunur. Çünkü camiyi temiz tutmak vaciptir, (t'tikâfçı) bu hususları göz önünde bulundurmak şartıyla camide bir kabın içinde abdest alabilir. Ama itikâfçı olmayanların, bir kabın içinde de olsa camide abdest almaları mek­ruhtur.

[3]   Çünkü bu, Kitab Ehli1 ne has bir oruç nev'idir. (Mütercim)

[4]  Nitekim Allah Teâlâ: "Mescidlerde ibadete çekilmiş (i'tikâflı) olduğunuz martlarda kadınlarla birleşmeyin" (Bakara, 187) buyuruyor.

[5] İster bunu bilerek yapsın, ister bilmeden; ister gönüllü olarak yapsın, ister baskıyla; ister gece yapsın, ister gündüz, bunların hepsi birdir. î'tikâfin unu­tarak yapılan bir hareket sonucunda bile bozuluyor olmasının hikmeti, i'tikâfin, namaz ve hac gibi uyanık bulunulması gereken bir hal (bir ibâdet) olmasından dolayıdır. Ama oruç öyle değil, oruçta uyanık bulunulması şartı yoktur. Bunun içindir ki unutarak yapılan bir hareket sonucu oruç bozulmaz.

[6]  İ'tikâfin Kitab'daki yeri, Allah Teâlâ'nın, "Mescidlerde ibadete çekilmiş (i'tikâflı) olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin" (Bakara, 187) mealindeki âyet-i celîlesidir.

Sünnet ve hadisle meşruluğuna gelince, Âişe (Radıyallahu anha) ve

Ebû Hüreyre (Radıyallahu anh)'m naklettiklerine göre, Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam) Ramazanın son on

gecesinde i'tikâfa girerlerdi. Ztihrî ise: "Rasûlullah birşeyi (bazen) yapar (ve bazen de) terkederdi. Ama o, i'tikâfı

vefatına kadar hiç terketmediği halde insanlar onu nasıl terkedebi-liyorlar hayret!" demiştir.

 

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <img> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Son yorumlar